Ben sanat tarihçisi bir çömlekçiyim.
Sanat tarihiyle başlayan yolculuğum, zamanla çamurla kurduğum ilişki üzerinden kendi üretim dilime dönüştü. Bu ilişkinin ilk izi, üniversitenin ilk yıllarında Urfa’da bir arkeolojik kazıda elime geçen küçük bir seramik parçasıyla ortaya çıktı. Binlerce yıl öncesinden gelen o yüzey, üzerindeki izler ve taşıdığı hafıza, o an için tam olarak adını koyamadığım ama içimde yer eden bir şey bıraktı.
O karşılaşma kaybolmadı.
Zamanla derinleşti ve başka bir biçimde yeniden karşıma çıktı.
Yıllar sonra çamura döndüğümde, bu kez ona dışarıdan bakan biri değil, onunla aynı yerden konuşabilen biri olarak yaklaştım. Üretim süreci benim için bir şey ortaya koymaktan çok, zamanla, hafızayla ve merkezle kurduğum ilişkinin bir devamı hâline geldi.
Torna dönerken yüzeyde oluşan izler, yalnızca o ana ait değil; birikmiş zamanın görünür hâli gibi. Geçmişten gelenle şimdi arasında net bir ayrım olmadan, her parça kendi içinde bir yoğunluk taşır.
Bu yüzden çalışmalarım tekrar etmez.
Her biri, kendi zamanını ve kendi sessizliğini içinde saklar.
Bugün üretimlerimde, sanat tarihinden gelen bakışla çömlekçiliğin fiziksel pratiği aynı yerde buluşuyor. Yaptığım her şeyde, ilk dokunuşun bıraktığı izi takip ediyor; zamanın yüzeyde bıraktığı katmanları görünür kılmaya çalışıyorum.

